Depremzede Fırat Özçelik: “Enkaz Altında Bağıran İnsanların Çığlığı Halen Kulaklarımda!”

Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşadık. Dünyada ilk kez, aynı gün dokuz saat arayla üç farklı şok ile birbirinden bağımsız iki büyük deprem oldu.

Korku dolu bilinmezliğin içinden imdat çığlığı atan, feryat eden insanlara şahit olduk. Oturduğumuz ev, soluduğumuz hava, yediğimiz yemek, içtiğimiz su hepimize dert oldu. Aslında hepimizin ruhu enkaz altında kaldı. Önce sarsıldık sonra acıyı yaşadık ve ne olursa olsun, tuttuğumuz yasa rağmen yine birbirimize kenetlendik. Korkunç büyüklükteki depremlerin yaşattığı felaket, Türk toplumunun zor zamanlarda el ele verip kenetlenerek birbirine sahip çıktığını bir kez daha gösterdi.

Hepimize geçmiş olsun, hepimizin başı sağ olsun.

Ankara Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’nin sağladığı imkanlarla Ankara’da görev yapan yaklaşık yirmi medya mensubuyla Hatay’a gittik. Antakya ve Samandağ ilçelerini, ara sokaklarına kadar gezip gördük.

Sabah henüz gün ağarmadan Hatay’ a giriş yaptık. Yolumuzu aydınlatan tek şey otobüsümüzün farlarıydı. Günlerdir acılarını hissettiğimiz şehrin sessiz çığlıklarını duyuyorduk sanki… Hangi yöne baksak enkaz ve derin bir sessizlik vardı.  

İlk durağımız Samandağı oldu. Başta ABB olmak üzere Başkentin pek çok belediyesi gibi Mamak Belediyesi de depremzedelerin yardımına koşmuş, Hatay’ın Samandağ ilçesine bir Afet Koordinasyon Merkezi kurmuştu. Böylesine güzel, yeşili ve deniziyle kendine hayran bırakan bir ilçenin enkazlarla kapanmış sokaklarında kendimize yol arıyorduk. Hangi yöne gitsek hüzün vardı. Sanırım hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk ama 6 Şubat’ta yıkılan bu evlerde insanlar yaşıyordu demeye dilimiz varmıyordu. 

Samandağ’ın zirvesine konuşlanan Mamak Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezine ulaşmıştık. Oradaki çalışmaları ve güncel bilgileri aldıktan sonra depremin ilk günlerinden beri orada olup, çalışmalara katılan Gazeteci Osman Altınışık ile birlikte Samandağ kriz masasına gittik. İlçeye görevlendirilen Iğdır Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim’in basın toplantısına katıldık; ‘Iğdır ve Samandağ’da bir gönül köprüsü kurmuş durumdayız. Bize destek olan herkese teşekkür ederim. Sürecin doğru yönetilebilmesi gerekiyor. Yerel marketlerimizden açık olanlar var. Normalleşme adına adımların atılması gerektiğini düşünüyorum” diyerek çalışmalar hakkında bilgiler verdi.

Biz bu konuşmaları yaparken artçı sarsıntılar da devam ediyordu, hissediyorduk.

Samandağ’ ın ara sokaklarının birinde ‘Hiç gitmedik ki dönelim’ yazıyordu. Anlamı büyük, hissettirdiği şey umut doluydu.

Tekrar yola koyulduk ve Samandağ’ın bir köyüne gittik. Köyün Asi nehrine paralel yolunda, insanı dehşete düşüren derin yarıklar ve çökmeler vardı. Buranın adı Mina yoluymuş. 

Sonradan Samandağ Belediyesi’nde zabıta memuru olduğunu öğrendiğimiz Fırat Özçelik oradaydı. Tüm sorularıma içtenlikle cevap verdi. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

-Öncelikle çok çok geçmiş olsun. Başımız sağ olsun. Yaşanan acı hepimizin acısı. Şahit olduğunuz anlar çok zor biliyoruz ancak o gün neler yaşadınız anlatır mısınız?

Çok teşekkürler. Depremde vefat eden tüm vatandaşların mekanı cennet olsun. O gün Hatay Samandağ’ da on iki ayın en şiddetli yağmuru ve rüzgârı vardı. Hatta abim inşallah hayrımıza olur deyip yatmıştı. Beni uyku tutmuyordu, bir türlü uyuyamıyordum. Tam dalmak üzereydim ki bir anda şiddetli bir şekilde sallanmaya başladık. Çok şükür ki evimiz başımıza yıkılmadı. Dışarı çıktık, 20 bin nüfuslu daha önce belediye, şimdi ise mahalle olan Tekebaşı’nın yolları savaş alanı gibiydi. İnsanlar, Samandağ merkeze hızlı ve korkunç bir şekilde yol alıyordu. Abimle birlikte hemen annemi aradık. Çok şükür iyiydi. Antakya’ daki depremi de teyzemin oğlundan öğrendim. Elektrikler kesildi ne olup bittiğini bilmiyoruz dedi. Onların da iyi olduğunu öğrenince, herhalde büyük bir şey yok diye düşündüm. Ancak sabah saatlerinde Samandağ merkeze gidince kıyametin koptuğunu ve büyük büyük binaların yıkıldığına şahit oldum. Depremin merkezi yıktığını ve enkaz altında tanıdıklarımın olduğunu gördüm. Bir şey yapamayacağımı hissettim. Hayallerimizi, geleceğimizi, sevdiklerimizi depremin aldığına şahit oldum. 

– Son cümleniz gerçekten çok derin bir anlam taşıyor. Yaşadığınız şehri, gezdiğiniz sokakları enkaz halinde görmek ve en önemlisi birlikte nefes aldığınız kimi insanları bir gecede kaybetmek büyük bir acı. Peki o andan itibaren neler yaptınız?

Can pazarı gibiydi her yer. Enkaz altında bağıran insanlarının çığlığı halen kulağımda. Kurtulanlar, tanıdıklarına bakmaya gelenler, etrafta ne yapacağını bilemeden koşturan insanlar vardı. Elektrik yoktu, internet yoktu. Çoğunun telefonu da yoktu. Olanların da bazısının hattı çekmiyordu. Benim telefonum yanımdaydı ve herkes benden telefonu alarak enkaz altında olan akrabalarını arıyorlardı. Bazılarında telefon çalıyor ama açan olmuyordu. Herkes dua etmeye başladı. Enkaz altında akrabaları ile konuşabilen de çok kişi vardı. Ben de enkaz altında yardım isteyen vatandaşları duyuyordum ama tonlarca yıkık blok ve molozu kaldırmak zordu buna rağmen ellerimizle ve kürekle çıkartabildiğimiz canlarımız da oldu. Çok büyük bir çaresizlik ve bekleyiş vardı.

Ben o anda insanlarımız enkaz altında diye video ve resim çekerek sosyal medyada yardım istedim. Çağrımı gören hem ülkemizden hem Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve diğer bazı yerlerdeki insanlar, beni tanıyan tanımayan herkes benden bilgi almaya başladı. Tam dört gün boyunca telefonum hiç susmadı.  Çocukluk arkadaşım, dostum Turgay Dağ öğretmendi. Ailesi ile çarşıda apartmanda yaşıyordu ve video çektiğim o yerde apartmanı yıkılmıştı, onu ve çocuğunu yaralı olarak çıkardılar ama eşi ve bir çocuğunu ancak dördüncü günde çıkarabildiler, vefat etmişlerdi. Her sabah o yoldan geçiyordum ve hemen hemen her gün karşılaşıyorduk. Neden bizim eve kahve içmeye gelmiyorsun diye sitem ediyordu hep, söz verdim ama sözümü tutamadım. Maalesef tanıdığım çok kişi enkaz altındaydı.

O an insanların telefonumu bile rica ile istemesi, bu kadar nazik kalabilmelerini hiç unutmayacağım. Tek üzüldüğüm şey enkaz altında telefonların çalması ama cevap veren kimsenin olmamasıydı. Yapabildiğim tek şey feryat eden insanları teselli etmeye çalışmak oldu. Bir amcamız vardı; her gördüğünde neşeyle sohbet ederdi, daha bir kaç gün önce karşılaşmıştık. Ailesini gördüm. Amcayı battaniyeye sarmışlardı ve arabaya koymak için yardım istediler. Her şey çok acıydı ve dayanmak zordu. Şunu anladım ki Hatay’da ve Türkiye’de deprem gerçeği var. Sürekli yas tutmamak için bence okullarda da deprem eğitimleri şart. 

Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz seçimden hemen sonra, başkan olma heyecanı ile yaptığı ilk konuşmasında: ‘Arkadaşlar, Samandağ tarihte 9 şiddetiyle yıkılan ve yerle bir olan bir ilçemiz. Önceliğimiz dayanıksız binaları tespit etmek ve yenilemek’ demişti. Fakat bu çok çok zordu. Yetmiş veya en az otuz yıllık binalar ve çarpık kentleşme söz konusu. Tüm bu binalar, denizden çıkarılan tuzlu kum ile yapılmış. Tam bu gibi çalışmalar olabilir derken pandemi her tarafı kilitledi ve yapılacak tüm işleri engelledi. Artık deprem gerçeği ile yaşamamız ve ne gerekiyorsa ciddi bir çalışma, disiplin içinde bu konuyu halletmemiz gerekiyor. Bu arada biliyor musunuz, o günden beri hiç yağmur yağmadı.

– Şu an Mina yolundayız ve yol resmen ikiye bölünmüş. Öncelikle bu yolun ne zaman yapıldığını ve önemini anlatır mısınız?

Mina yerel dilde ‘liman’ demek yani Arapça bir kelime. Eskiden Mina Mahallesi’nde liman mevcuttu. Asi Nehri daha temiz ve gür akardı çünkü yüz yıl önce baraj yoktu ve yaz kış çok şiddetli akardı, bu yüzden Asi nehrine gemiler gelirdi. Bu söylediğim mahallede mal indirip bindirirlerdi. Büyüklerimiz bunu bize hep anlatırlardı. Bu limanda çok değerli tarihî eser olduğu da söylenir çünkü çok uzun süre liman görevini yapmış. Kırk yıl önce Samandağ havzasında Asi nehri sürekli değişiklik yaptığı için o dönemin hükumeti Samandağ halkının tarımsal olarak zarar görmemesi ve can kaybı olmaması için Asi nehrinin sağ tarafı Mina tarafına ve sol tarafı Tekebaşı mahallesine iki büyük set kurdurmuş. Böylece su, kırk kilometre boyunca istediği gibi gelip gitmiyor ve taşmıyordu. İki mahalledeki set yolları çok sağlamdı ta ki 6 Şubat depremine kadar.,

Deprem sonrası bu şekilde yarıklar ve çok derin hendekler açana kadar hiç kimse bu şekilde şiddetli olduğuna inanmamıştı. Sanki bir filmin senaryosu gibi yollar ayrılmış ve kullanılmaz hale gelmişti, hem de çok sağlam olmasına rağmen. Ayrıca benim çocukluğum Asi nehri ve nehrin döküldüğü Akdeniz’de geçti. Asi nehri, Akdeniz ve Samandağ benim için bir aşktır ve çok seviyorum. Tam pandemi geçmişken, çevre yolu da bitmek üzereyken, turizme hazırlanmak için her şey çok güzel olacak diye hayal kurarken, o 65 saniye hayallerimizi, sevdiklerimizi, insanlarımızı, malımızı, mülkümüzü  alıp uzaklara götürdü. İnsan; keşke olmasaydı sonumuz böyle diyor. Dememek elde değil ki çok çok üzgünüm. Bunun adı felaket, sadece ve sadece yüz yılın felâketi.

-Kel Dağı, sanırım Suriye sınırına yakın bir yer. Orada durum nasıl?

Hatay Samandağ ilçesi, dediğim gibi veya bana göre dünyanın en güzel ve en çok gezilmesi gereken bir yeridir. Samandağ, Suriye, denizden ve kel dağı tarafından sınır bir ilçe. Bu deprem Suriye sınırındaki illeri de vurdu ve orada ayrıca büyük bir yıkım ve binlerce ölüm oldu. Onlara da çok geçmiş olsun. Suriye sınırına yakın bizim dağın olduğu yerin yanı başında Türbe mevcut. Türbenin olduğu yerde deprem ile yıkılan koca koca kayalar olduğunu görüyorduk hep.

Bunları 260 yıl ve binlerce yıl önceki büyük depremlerin düşürdüğünü düşünürdüm, ‘tarih tekerrür eder mi?’ diye sordum kendime. Maalesef etti… O koca koca kayalar insanı hayrete düşürdü belki ama Türbeyi geçemedi. Koca kayaların türbeyi geçmemesi kimilerine göre korunmasından dolayı, kimilerine göre tesadüf. Ben de her zaman oraya gidince sihirli bir gücün olduğuna inanır, hissederdim bazen de ürkerdim. Kayaların türbenin sağında solunda önünde durması insanı düşündürüyor. Ne tuhaf, 65 saniyede umutlar, hayaller, hayatlar, koca bir şehir gitti. Hâlâ böyle olduğuna inanmak istemiyorum. Uyursun bir kâbus görürsün ve uyandığında oh be kabusmuş dersin ve rahatlarsın ya her uyandığımda keşke kâbus olsaydı dediğim oluyor ama bu maalesef gerçeğin ta kendisi.

– Samandağ’da son durum nedir, en çok neye ihtiyaç var?

Samandağ’da en çok ihtiyaç duyulan şey çadır. Samandağ’daki çadır kente çok sayıda vatandaş gitmez, gidemez çünkü herkesin evinin önünde yetiştirdiği sebze, meyve ve hayvanları var. Kimse günlük yetiştirdiği ve baktığı bağı bahçeyi bırakıp gidemez ki. Zaman ilerledikçe ihtiyaçlar da değişkenlik gösterir. İsteğimiz yardım ve desteklerin bitmemesi.

Fırat Bey’i dinledikten sonra Antakya’ya doğru yola çıktık.

Antakya’ya girdiğimizde bizi AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman karşıladı. Kendisi de ailesinden on bir kişiyi deprem felaketinde kaybetmiş bir isim. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen bizi bilgilendirdi. İfadelerinden bazıları şöyleydi:

‘Ateş düştüğü yeri yakar, bu bir kıyamet. Bakanlarımız Murat Kurum, Süleyman Soylu, Hulusi Akar, Fahrettin Koca ve 17 valimiz burada. Hatay’da şu an yaklaşık 30 bin asker ve polisimiz görev yapıyor. Afet Bölgemizin yükünü diğer illerin belediyeleri aldı. Parti gözetmeksizin bütün belediyelerimize teşekkür ediyoruz.’ 

‘Hatay’da bir jeolojik deprem oldu bu demografik bir depreme neden olabilir mi?’ diye sorduğumda; 

‘Siyasetçi kimliğimle değil sizi şehrinde ağırlayan bir kardeşiniz, bir Hataylı olarak söylüyorum; Bunlar şehrimizi tanımayan insanların bilgi sahibi olmadan yaptıkları yorumlardır. Hatay Hataylılarındır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ dediği bir şehirden bahsediyoruz. Hataylılar gerçekten Türkiye’nin bir vilayeti olmayı tercih etmiş insanlardır. Depremdeki acıdan dolayı Hataylılar şu anda şehirden çıktılar ancak yeniden gelecek ve terk etmeyeceklerdir. Hatay boşaldı yorumları boş yorumlardır. Hatay Hataylılarındır. Hatay Türkiye’nindir. Hiçbir Hataylı kardeşim şehrini terk etmez. Herkes geri dönecektir. Hatay’ı ne Suriyelilere ne de başka ülkelerden gelen sığınmacılara Hatay halkı teslim etmez.’ cevabını verdi.

Antakya’nın sokaklarında yürümeye devam ediyorduk. Antakya’nın o en meşhur caddesinde görebildiğimiz tek şey sağlı sollu enkazlardı. Kültürü, sanatı, edebiyatı, yemekleri, sosyal hayatı, doğal güzellikleri, gelenek ve görenekleri, mimari eserleriyle medeniyetler şehri Hatay maalesef yerle bir olmuştu. 

‘Hatay’ denince sizin de aklınıza ilk gelen şeylerden biri mutfak mı? O şehrin sokaklarında şimdi sadece aş evleri var.

Antakya tarih boyunca depremler yaşamış, sel baskınlarına uğramış, istila edilmiş, yakılmış, yağmalanmış ama her seferinde yeniden ayağa kalkmış. Biliyoruz ki Hatay ve diğer illerimiz de yeniden ayağa kalkacak.

Röportaj: Hande İpekgil

Instagram

Twitter

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir